• 11 Temmuz 2025
  • Büşra Akça
  • 0

Srebrenitsa: Unutulan Soykırımın İbretlik Mirası

Aliya İzzetbegoviç’in o çarpıcı ve yürek burkan uyarısı yankılanır kulaklarımızda: “Unutulan soykırım tekrarlanır.” Bu sözler, sadece tarihin tozlu sayfalarına sıkışıp kalmaması gereken bir acıyı değil, aynı zamanda insanlığın vicdanına saplanan derin bir ibreti fısıldar. 1995 yılının Temmuz ayında, Avrupa’nın göbeğinde, güya “güvenli bölge” ilan edilen Srebrenitsa’da yaşananlar, modern tarihin en karanlık sayfalarından biridir. Bu, sadece Boşnak Müslümanlara yönelik bir katliam değil, aynı zamanda uluslararası toplumun çaresizliğinin, insanlık değerlerinin ayaklar altına alınışının ve bir halkın maruz kaldığı tarifsiz acının sembolüdür. O dönem yaşananları, savaşın vahşetini, Müslümanların dayanışma çabalarını, yapılan yardımları ve Bosna’da hala canlı duran izlerini hatırlamak, bu acı tarihten ders çıkarmak her birimizin insanlık borcudur.

Savaşın Gölgesinde Bir Şehir: Bosna ve Srebrenitsa’nın Yalnızlığı

Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte etnik ve milliyetçi gerilimler doruk noktasına ulaşmış, 1992 yılında Bosna Hersek’te kanlı bir savaş başlamıştı. Sırp milliyetçilerinin “Büyük Sırbistan” hayalleri, Boşnak ve Hırvat nüfusu hedef alan korkunç saldırılara dönüştü. Şehirler kuşatıldı, köyler yakıldı, insanlar evlerinden sürüldü ve etnik temizlik adı altında insanlık dışı katliamlar yaşandı. Bosna, dünyanın gözleri önünde bir cehenneme dönüşürken, uluslararası toplumun tepkisi zayıf ve yetersiz kalıyordu.

Bu savaşın en acımasız yüzlerinden biri de Srebrenitsa idi. Doğu Bosna’da, çoğunluğu Boşnak Müslümanlardan oluşan bu küçük kasaba, Sırp saldırılarının yoğun olduğu bir bölgedeydi. 1993 yılında Birleşmiş Milletler tarafından “güvenli bölge” ilan edilmesine rağmen, bu statü kağıt üzerinde kalmaktan öteye geçmedi. Srebrenitsa, binlerce mülteciye ev sahipliği yapıyor, çevre köylerden kaçan insanlar burada nispeten bir sığınak bulmaya çalışıyordu. Ancak kasaba, Sırp güçlerinin sürekli tacizi altındaydı. Yiyecek, ilaç ve diğer temel ihtiyaç malzemelerine ulaşım kısıtlanıyor, kasaba halkı tecrit içinde yaşamaya mahkum ediliyordu. Hollandalı Barış Gücü askerleri, kasabanın güvenliğini sağlamakla görevlendirilmişti, ancak sınırlı yetkileri ve uluslararası desteğin yetersizliği, onların da çaresiz kalmasına yol açtı.

Temmuz 1995: Kara Bir Günlük

1995 yılının Temmuz ayı, Srebrenitsa için felaketin ayıdır. Sırp General Ratko Mladiç komutasındaki Sırp güçleri, 6 Temmuz’da Srebrenitsa’ya yönelik büyük bir saldırı başlattı. Kasabanın çevresindeki Boşnak savunma hatları bir bir düşerken, Hollandalı Barış Gücü askerleri direniş gösteremedi. Kendi silahları ve teçhizatları alınarak etkisiz hale getirildiler. 11 Temmuz 1995’te Sırp güçleri Srebrenitsa’ya girdi. O an, tarihin en karanlık soykırımlarından birinin başlangıcıydı.

Kasabaya giren Sırp askerleri, erkekleri ve kadınları ayırmaya başladı. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar otobüslere bindirilerek Sırp kontrolündeki bölgelere götürülürken, 12 yaşından büyük erkekler “savaş suçu” işledikleri gerekçesiyle alıkonuldu. Bu erkekler, otobüslerle veya yürüyerek ormanlık alanlara götürüldü. Günler süren bu operasyon boyunca, yaklaşık 8.000’den fazla Boşnak erkek ve çocuğunun sistematik bir şekilde katledildiği ortaya çıktı. Onlarca toplu mezar ortaya çıkarıldı ve hala kayıp olan binlerce insan var. Bu katliamlar, uluslararası mahkemeler tarafından soykırım olarak tanınmıştır. Kadınlar da cinsel şiddet ve istismara maruz kaldı. Srebrenitsa, sadece erkeklerin hedef alındığı bir soykırım değil, aynı zamanda tüm bir toplumun yok edilmeye çalışıldığı bir insanlık trajedisiydi. Toplu mezarlar, geride kalan kemikler ve kayıp listeleri, bu dehşetin en acımasız tanıklarıdır.

Müslümanların Dayanışma Çabaları ve Yapılan Yardımlar

Srebrenitsa ve Bosna’da yaşanan bu insanlık dramına karşı, özellikle Müslüman dünyası ve Türkiye, büyük bir duyarlılık gösterdi. Savaşın başladığı ilk andan itibaren, Türkiye hem devlet kurumları aracılığıyla hem de sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla Bosna halkına el uzattı.

Türkiye, Bosna Hersek’e insani yardım konvoyları gönderdi. Yiyecek, ilaç, giysi ve barınma malzemeleri taşıyan tırlar, kuşatma altındaki bölgelere ulaşmaya çalıştı. Türk Kızılayı, Diyanet İşleri Başkanlığı, çeşitli vakıf ve dernekler, Bosnalı kardeşleri için seferber oldu. Türk halkı, kampanyalar düzenleyerek nakdi ve ayni yardımlarda bulundu. Bosnalı savaş mağdurlarına psikolojik destek sağlamak amacıyla projeler yürütüldü. Türkiye, ayrıca binlerce Boşnak mülteciye kapılarını açtı, onlara barınma ve eğitim imkanları sundu. Özellikle Bosnalı çocukların Türk okullarında eğitim görmesi sağlandı.

Dünyanın dört bir yanındaki Müslüman topluluklar da sessiz kalmadı. Pakistan’dan Malezya’ya, Arap ülkelerinden Avrupa’daki Müslüman diasporasına kadar birçok yerden yardım kampanyaları düzenlendi. Camilerde dualar edildi, toplanan bağışlar Bosna’ya ulaştırılmaya çalışıldı. Bu yardımlar, sadece maddi bir destek olmanın ötesinde, Boşnak halkına yalnız olmadıklarını hissettiren manevi bir güç kaynağı oldu. Uluslararası alanda, bazı İslami kuruluşlar ve aktivistler, Srebrenitsa’da yaşananların soykırım olarak tanınması ve sorumluların adalet önüne çıkarılması için yoğun çaba sarf etti. Bu çabalar, uluslararası mahkemelerde yargılamaların başlamasında ve adaletin kısmen de olsa tecelli etmesinde önemli rol oynadı.

Bosna’da Kalan İzler ve Acının Mirası

Bugün Bosna Hersek’i ziyaret ettiğinizde, savaşın ve soykırımın izlerini her yerde görmek mümkündür. Özellikle Srebrenitsa’da bulunan Potoçari Anıt Mezarlığı ve Soykırım Anıtı, bu acının canlı bir tanığıdır. Beyaz mezar taşları, katledilen binlerce insanın sessiz çığlıklarını fısıldar. Her yıl 11 Temmuz’da, dünyanın dört bir yanından gelen insanlar, burada toplanarak kurbanları anar, toplu mezarlardan çıkarılan ve kimliği tespit edilen naaşları toprağa verir. Bu törenler, sadece bir anma değil, aynı zamanda “unutmayacağız ve unutturmayacağız” mesajının güçlü bir ifadesidir.

Bosna’nın şehirlerinde, kurşun izleri taşıyan binalar, yıkılmış köprüler ve mezarlıkların yanına dikilen yeni anıtlar, savaşın dehşetini hatırlatır. Ancak en derin izler, insanların ruhlarında, hatıralarında ve nesilden nesile aktarılan acıların içinde yaşar. Savaşın mağdurları, özellikle kadınlar ve çocuklar, yaşadıkları travmaların izlerini hala taşımaktadır. Psikolojik destek ve sosyal rehabilitasyon programları, bu yaraları sarmak için devam etmektedir. Boşnak diasporası, dünyanın dört bir yanına dağılmış olsa da, kimliklerini, kültürlerini ve anılarını yaşatmaya çalışmaktadır.

Müslümanlar Olarak Almamız Gereken İbret

Srebrenitsa soykırımı, Müslümanlar olarak bizlere çok önemli ve acı bir ibret dersi sunar.

Birincisi, parçalanmışlığın ve zayıflığın bedeli. Bosna Savaşı, Müslümanların uluslararası arenada yeterli desteği bulmakta zorlandığı, parçalanmış ve etkisiz bir siyasi yapıya sahip olmanın trajik sonuçlarını gözler önüne sermiştir. Srebrenitsa, Müslümanların birbirine kenetlenmesinin, güçlü bir ses olmasının ve kendi savunma mekanizmalarını kurabilmesinin ne denli hayati olduğunu göstermiştir. Kendi kaderine terk edilen bir halkın yaşadığı acılar, birliğin ve dayanışmanın vazgeçilmezliğini vurgular.

İkincisi, “güvenli bölge” yanılgısı ve uluslararası garantilerin sorgulanması. Srebrenitsa, uluslararası kurumların ve “güvenli bölge” statüsünün, gerçek bir koruma sağlamakta ne kadar yetersiz kalabildiğinin acı bir örneğidir. Bu durum, Müslüman toplulukların kendi güvenliklerini sağlama, kendi kaderlerini tayin etme ve uluslararası ilişkilerde daha etkin bir konum elde etme ihtiyacını ortaya koyar. Başkalarının vaatlerine tamamen güvenmek yerine, öz güçlerine dayanmanın önemi belirginleşir.

Üçüncüsü, unutmamak ve unutturmamak. Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi, “Unutulan soykırım tekrarlanır.” Srebrenitsa’yı unutmamak, sadece bir geçmişi hatırlamak değil, aynı zamanda gelecekte benzer faciaların yaşanmaması için bir taahhüttür. Bu, eğitimle, bilgi aktarımıyla, anma etkinlikleriyle ve sanatsal faaliyetlerle canlı tutulmalıdır. Genç nesillere, bu acı tecrübenin nedenleri ve sonuçları aktarılmalı, adaletsizliğe karşı duyarlılık aşılanmalıdır.

Dördüncüsü, adalet arayışı ve barış inşa etme sorumluluğu. Srebrenitsa’nın faillerinin uluslararası mahkemelerde yargılanması, adaletin kısmen de olsa sağlanması açısından önemlidir. Ancak gerçek adalet, sadece ceza vermekle kalmaz, aynı zamanda toplumların uzlaşması, yaraların sarılması ve kalıcı bir barışın inşa edilmesiyle mümkündür. Müslümanlar olarak, sadece kendi haklarımızı savunmakla kalmayıp, tüm dünyada adaletsizliğe karşı durma ve barışın tesisi için çaba gösterme sorumluluğumuz vardır.

Srebrenitsa, insanlık tarihinin utanç verici bir sayfasıdır. Ancak aynı zamanda, direnişin, dayanışmanın ve bir daha asla yaşanmaması gereken acıların da bir dersidir. Bu derin ibreti anlamak, hatırlamak ve gelecek nesillere aktarmak, hepimizin sorumluluğudur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir