• 10 Şubat 2026
  • Leyla SANCAK
  • 0

Bosna’ya Yine Gitmek

Bosna’ya ilk gidişim değildi bu. O yüzden bavul hazırlarken heyecanım telaşlı değildi. Daha sakindi. Ne götüreceğimi biliyordum ama asıl mesele, neyle döneceğimi artık az çok tahmin edebiliyor olmamdı. Bosna’ya bir kez giden insan, ikinci gidişinde şehri değil, kendini kontrol eder biraz. Bu sefer hangi duygum yerinden oynayacak diye düşünür.

Uçağa binerken Bosna benim için artık “gidilecek bir yer” değil, “dönülen bir hâl” gibiydi.

Saraybosna’ya İniş: Tanıdık Ama Aynı Değil

Saraybosna Havalimanı’na indiğimde etraf bana yabancı gelmedi. Ama tanıdık olmak, sıradan olmak demek değil. Pasaport kontrolünden geçerken görevlinin yüzündeki ifade, ilk gelişimdekiyle aynıydı. Ne sıcak ne soğuk. Sadece olması gerektiği gibi.

Bosna’ya ilk kez gideceklere söyleyeceğim ilk şey şu olurdu:
Burada kimse sizi etkilemeye çalışmaz. Şehir kendini pazarlamaz. O yüzden bakmayı bilirseniz çok şey görürsünüz.

Havalimanından merkeze giderken camdan dışarı baktım. Bazı binaların cephelerinde hâlâ izler vardı. Ama bu izler vitrine konulmuş değildi. Günlük hayatın içindeydi. Bosna’da geçmiş, ayrı bir başlık değildir. Hayatın satır aralarında durur.

Nerede Kalmalı: Şehri Duymak İçin

Bosna’ya ilk kez gidenlere büyük otelleri değil, şehirle temas eden küçük yerleri öneririm. Baščaršija’ya yürüme mesafesinde bir otel ya da pansiyon, Saraybosna’yı hissetmenin en kolay yoludur.

Ben yine eski şehir tarafında, dar bir sokakta kaldım. Sabah camı açtığımda gelen sesler tanıdıktı. Uzaktan gelen ezan, biraz sonra karışan kilise çanı, aşağıdan yükselen kahve kokusu.

Bosna’da lüks, sessizliktir.
Konfor, hız değildir.

Baščaršija: Kahve Kokusu ve Zamanın Yavaşlaması

Baščaršija’ya her gelişimde ilk yaptığım şey aynı. Bir yere oturup Türk kahvesi söylemek. Burada kahve hızlı içilmez. Küçük fincanda gelir ama etkisi büyüktür. Lokum eşlik eder ama asıl eşlik eden şey zamandır.

Bosna’da Türk kahvesi içmek, içmekten çok durmaktır. Fincanı eline alırsın, konuşmazsın. Etrafı izlersin. Yan masada oturanlar da acele etmez. Kimse telefonu kurcalamaz. Kahve bitse bile kalkılmaz hemen.

İlk kez gideceklere tavsiyem şudur:
Kahvenizi ayakta içmeyin. “Bir kahve içip devam edelim” fikri Bosna’ya uymaz. Orada devam etmezsiniz, durursunuz.

Baščaršija’yı Yürümek

Baščaršija’yı gezmekten çok yürümek gerekir. Bakırcılar çarşısında metalin sesi taş sokaklara çarpar. Küçük dükkânlarda el işi ürünler satılır ama kimse sizi içeri çekmez. Bakmak serbesttir, almak mecburiyet değildir.

Sebil’in etrafında güvercinler her zamanki gibi kalabalıktır. Turistler fotoğraf çeker, yerliler banklarda oturur. Aynı mekân, iki farklı tempo. Bosna’da bu çelişkiler yan yana durur, kavga etmez.

Yemekle Kurulan Sessiz İlişki

Bosna’ya ilk kez gelenlerin mutlaka denemesi gereken şeylerden biri közde börektir. Börek burada fırında değil, ateşin üstünde, sacda yapılır. Kokusu uzaktan gelir. Yanına ayran değil, yoğurt yakışır. Bosna mutfağı iddialı değildir. Ama yerini bilir.

Ćevapi köftesi de hâlâ aynı sadelikte karşılar insanı. Küçük bir dükkânda, plastik tabakta ya da tahta masada. Ekmek sıcaktır, köfte yumuşak. Yanında sadece soğan vardır. Fazlasına gerek yoktur.

Yemek yerken kimse sizi acele ettirmez. Garsonlar sakin, servis yavaştır. Bu yavaşlık bir eksiklik değil, bilinçli bir hâldir.

Gazi Hüsrev Bey Camii ve Kütüphanesi: Sessiz Bilgelik

Gazi Hüsrev Bey Camii’ne her gidişimde içeri girerim. Turistik bir refleks değil bu. Avluda oturmak, taş zemine basmak, serinliği hissetmek için.

Ama bu sefer yolum özellikle Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi’ne düştü. İçeri girerken ses kendiliğinden kısılıyor. Raflar dolu ama gösterişli değil. El yazmaları, eski kitaplar, tarihin ağır ama sakin hâli.

Burada zaman farklı akar. Bilgi bağırmaz. Kendini ispatlamaya çalışmaz. İlk kez gidenlere tavsiyem, bu kütüphaneyi sadece “görülecek yer” olarak geçmemeleri. Bir süre durun. Sessizliğe izin verin.

İnsanlarla Kurulan Mesafe

Bosna insanı mesafelidir ama sahicidir. Fazla soru sormazlar, fazla anlatmazlar. Ama bir şey sorduğunuzda yüz çevirmezler.

Bir kahve molasında yan masadaki yaşlı adamla göz göze geldik. Başını salladı. Gülümsedi. Konuşmadık. Ama o an, fazlasına gerek bırakmadı.

İlk kez gideceklere küçük bir not:
Burada herkesle samimi olmaya çalışmayın. Bosna’da samimiyet yavaş gelir ama kalıcı olur.

Mostar Yolu ve Köprüde Durmak

Saraybosna’dan Mostar’a trenle gitmek hâlâ en doğru yol. Pencereden akan manzara, Bosna’nın doğasını sessizce anlatır. Nehirler, dağlar, küçük evler.

Mostar’a vardığınızda kalabalık sizi karşılar. Ama köprüye çıktığınızda herkes susar. Aşağı bakarken sadece yükseklik değil, anlam da hissedilir.

Mostar’da akşam yemeği için köprüye çok yakın ama ana kalabalıktan biraz uzakta bir yer seçmek gerekir. Nehir sesi, loş ışık, yavaş servis. Bosna’ya yakışan budur.

Bosna’ya İlk Kez Gideceklere Küçük Tavsiyeler

Bosna’yı hızla tüketmeye çalışmayın.
Her yeri görmek zorunda değilsiniz.
Her şeyi anlamaya da mecbur değilsiniz.

Rahat ayakkabı alın ama sıkı program yapmayın.
Sessizlikten kaçmayın.
İnsanların suskunluğunu yanlış yorumlamayın.

Bosna’yı dramatize etmeyin.
Burası acının vitrini değil.
Hayatın devam ettiği bir yer.

Yine Dönmek

Bosna’dan ayrılırken yine aynı şeyi hissettim. Daha az fotoğraf çekmiş, daha çok bakmıştım. Daha az anlatmış, daha çok dinlemiştim.

Bosna, insana yüksek sesle bir şey öğretmez.
Ama bazı şeyleri unutturur.
Aceleyi, gürültüyü, fazlalığı.

Ve belki de en çok bunu öğretir:
Bazı şehirler gezilmez.
Bazı şehirler insanın içinde kalır…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir