• 25 Ocak 2026
  • Leyla SANCAK
  • 0

Sevilmek mi İstiyoruz, Yoksa Anlaşılmak mı?

Bu soru ilk bakışta basit durur.
Çoğumuz hiç düşünmeden “sevilmek” deriz. Çünkü sevgi, kulağa daha sıcak gelir. Daha duygusal, daha güvenli. Fakat biraz durup düşündüğümüzde, içimizden gelen yanıt çoğu zaman değişmiş olur.

Çünkü sevilmek başka bir şeydir,
anlaşılmak bambaşka…

Birçok kadın sevilir.
Fakat çok azı hakikaten anlaşılır.

Sevilmek; birinin seni yanında istemesidir.
Anlaşılmak ise, seni olduğun yerde görebilmesidir.

Ve çoğu zaman bizler, farkında olmadan, sevilmenin içine sığınırız. Çünkü anlaşılmak cesaret ister. Daha çok belirginlik, daha çok kırılganlık gerektirir.

Sevilirken susabilirsin.
Anlaşılıyorsan, susmana gerek kalmaz.

Bir ilişkide sevilmek; hediyeler, iltifatlar, sahiplenmelerle gelir. “Ben senin yanındayım” cümleleriyle. Ama anlaşılmak, çok daha sessiz bir yerden seslenir.
Birinin, anlatmadığın şeyi fark etmesiyle adım atar.
Gözlerindeki yorgunluğu görmesiyle.
Bir cümlenin arkasındaki gerçek duyguyu sezmesiyle.

Kadınlar genelde şunu yapar:
Önce anlaşılmak ister ama bunu dile getirmez.
Sonra sevilmeye razı olur.
En son da “neden bu kadar yalnız hissediyorum?” diye kendine sorar.

Çünkü sevilmek yalnızlığı her vakit doldurmaz.
Ama anlaşılmak, doldurur.

Bir kadın sevilirken de kendini yalnız hissedebilir.
Çünkü kimse onun neden sustuğunu, neden yorulduğunu, neden değiştiğini sormuyordur. Herkes onu “idare ediyordur” ama kimse onu “duymuyordur”.

Anlaşılmak, onaylanmak değildir.
Haklı bulunmak hiç değildir.
Anlaşılmak, sadece görülmektir.

“Bunu bu şekilde hissetmen normal” cümlesi bazen “seni seviyorum”dan daha kuvvetlidir.
“Abartıyorsun” demek yerine “canın çok yanmış belli” diyebilen biri, bir kadının hayatında derin bir iz bırakır.

Sevilmek çoğu zaman beklenti üretir.
Anlaşılmak ise alan açar.

Sevilirken güçlü olman beklenir.
Anlaşılıyorsan, zayıf olabilirsin.

Bir çok kadın güçlü görünmek zorunda kaldığı için sevilir.
Fakat yorgun olduğunda anlaşılmaz.

O yüzden kadınlar kimi zaman susar.
Kimi zaman geri çekilir.
Kimi zaman “bir şey yok” der.

Çünkü anlatmaya çalışmış olduğunda, karşısında dinlemek yerine çözmeye çalışan, küçümseyen veya savunmaya geçen biri vardır.

Anlaşılmak için anlatmak yetmez.
Karşındaki insanın da duymaya niyeti olması gerekir.

Bir kadının “beni anlamıyorsun” dediği an, aslen söylemiş olduğu şudur:
“Buradayım ama görülmüyorum.”

Ve bu cümle söylendikten sonra ilişkiler ya değişmiş olur veya yavaş yavaş sonlanmış olur. Çünkü anlaşılmadığını hisseden bir kadın, bir süre sonra sevilse bile kendini geri çeker.

Peki niçin çoğumuz hâlâ “sevilmek” isteriz?

Çünkü anlaşılmak risklidir.
Çünkü biri seni hakikaten anlarsa, seni en savunmasız halinle görmüş olur.
Ve bu, incinmeye çok açık bir yerdir.

Sevilmek daha güvenlidir.
En azından yüzeyseldir.
En azından kuralları bellidir.

Ama anlaşılmak…
Orada maskeler düşer.
Orada bahaneler işlemez.
Orada gerçek halinle varsındır.

Belki de bu yüzden, en derin bağlar her zaman en kalabalık ilişkilerde değil, en sessiz anlarda kurulur.

Birinin, sen hiçbir şey demeden “bugün iyi değilsin” demesi…
Birinin, seni değiştirmeye çalışmadan yanında durması…
Birinin, seni çözmeye çalışmak yerine seni anlamaya çalışması…

İşte bunlar, sevilmekten çok daha kalıcıdır.

Sevilmek zamanla bitebilir.
Ama anlaşılmak, insanoğlunun içinde uzun süre kalır.

Kim bilir suali şöyle sormalıyız:
Sevilmek mi istiyoruz, yoksa kendimiz olmaya cesaret edebileceğimiz bir yerde anlaşılmak mı?

Çünkü bir kadın, kendisi olabildiği yerde çiçek açar.
Ve orada sevgi esasen kendiliğinden gelir…

Peki sizin bu konu hakkındaki yorumlarınız neler? Bizimler paylaşın…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir